TELEKİNEZİ NEDİR? HAKKINDA BİLGİ

TELEKİNEZİ

                                                                      TELEKİNEZİ NEDİR?

Parapsikoloji’nin araştırma alanlarından bir tanesi olan Te­lekinezi, canlı ya da cansız maddeler üzerinde düşünce enerji­sinin yoğunlaştırılmasıyla etkiler yapabilme gücü demektir. Bu yeteneğimiz sayesinde cisimleri hareket ettirebilir ya da onlar üzerinde fiziksel etkilerde bulunabiliriz. Dünyanın her ülkesin­de bu sözcük uluslararası olarak kullanılmaktadır. Psikokinezi olarak da isimlendirilir.

Sadece son yıllarda değil, cisimlerin zihinsel enerjiyle ya­ni düşünce enerjisiyle hareket ettirilebileceği çok eski devirler­den beri insanların dikkatini çekmiştir.

                                                                                       Bu Nasıl Bir Enerjidir?

Dünya üzerinde şu anda tespit edilebilen fiziksel enerji türlerini şöyle bir zihnimizde canlandıracak olursak bu enerji­lerin hangileri görülebilir… Elektrik enerjisi görülebilir mi? Mıknatısın manyetik çekim gücünü de biz göremeyiz. Peki ya radyasyonu? Bunların hiç birini göremeyiz ama sonuçlarını ve  meydana getirmiş oldukları etkileri görebiliriz. Elektrik enerji­sini ısı olarak, ses olarak, ışık olarak algılayabiliriz. Bunlar o-nun sonuçlarıdır. Mıknatısın manyetik gücü de böyledir. Biz o-nun da çekim gücünü göremeyiz… Radyasyonu da göreme­yiz… Fakat bütün bu enerjileri geliştirilen bir takım araçlarla algılayabilir ve üzerlerinde ölçümler yaparak çalışmalar ger­çekleştirebiliriz.

Burada söz konusu olan da yakın zamana kadar bilinme­yenler kategorisinde ele alınan bir enerji türüdür. Son 25 yıldır dünya üzerinde yürütülen Telekinezi ile ilgili yoğun çalışma­lar, bu sorunu açıklığa kavuşturmuştur. Bu tek bir cümleyle özetleyecek olursak, psişik kökenli düşünce enerjisidir…

Telekinezi sözünü biraz açmaya çalışalım…

Tele: Uzak, uzaktan anlamına gelen Yunanca bir sözcük­tür. Bu sözcüğü birçok yerde kullanırız: Televizyon, Telefon, Telegraf, Telesekreter, Telepati v.s.

Kinezi: Hareket demektir…

İkisini birleştirecek olursak: Tele + Kinezi = Uzaktan ha­reket anlamına gelir…

Düşünce enerjise ile canlı ve cansız maddeler üzerinde, ne tür etkiler meydana getirilebileceği geliştirilmiş elektronik araçlarla, günümüz parapsikoloji laboratuvarlarında artık has­sas bir şekilde ölçülebilmektedir. Hatta görsel olarak bile bu enerjinin etkileri, elektronik araçlar vasıtasıyla saptanabilmek-tedir.

Günlük yaşantımız içinde biz bu yeteneğimizi çoğu kez farketmeden kullanırız. Otamatik olarak kullandığımız bu tele-kinetik güçlerimizin sonucunda oluşturduğumuz bir çok olaya da “şans eseri oldu” deyip geçeriz. Bu alanda yapılan çok sayı­daki bilimsel çalışmalar, günlük yaşantımızda telekinezi yete­neğimizi farkındaolmadan çok etkin bir şekilde kullanmakta olduğumuzu göstermiştir.

Örneğin Amerikalı Parapsikolog Rex Stanford bu alanda yaptığı çalışmalarla tüm dünyaca tanınmış bilimadamlarından sadece bir tanesidir… Stanford’un ekibiyle birlikte yapmış ol­duğu geniş araştırmalar; Duyular Dışı Algılamalarımızı ve özellikle de Psikokinezi yeteneğimizi farkında olmadan günlük yaşantımızda nasıl kullanmakta olduğumuzu bilim dünyasına göstermiştir. Gerek Stanford’un, gerekse diğer bilimadamları-nın bu alanda yapmış oldukları araştırmalar, bizim şans tesadüf diye isimlendirdiğimiz bir çok olayın ardında, görünmeyen ya­saların işlemekte olduğunu kanıtlamıştır…

                                        DUALARIMIZIN TEMELİ TELEKİNEZİYE DAYANIR

Stanford, dua eden kişinin psikolojik durumunu, laboratu­ar çalışmalarındaki Telekinezi deneyleriyle karşılaştırarak, dua etmenin işlevini çok geniş bir şekilde araştırmıştır.

Bu konuyla ilgili yapılan diğer araştırmalarda olduğu gibi; Stanfor’un yapmış olduğu çalışmalarda; duaların gerçekleşme­sinde, dua edenin konsantrasyonunun ve bu konsantrasyonu­nun sonucunda yönlendirilmiş olduğu düşünce enerjisinin çok önemli bir fonksiyon görmekte olduğunu tüm açıklığıyla bi­limsel olarak ortaya çıkmıştır…

Dualarımızda olduğu gibi, günlük yaşantımızdaki çeşitli olayların gerçekleşmesinde ya da gerçekleşmemesinde; o an­daki güçlü bir istek duygumuzun, biz fark etmesek de telekine-lik bir etki de bulunduğu bilinmektedir.

Örneğin, tavla oynarken bazılarımız istediğimiz zarı ko­laylıkla getirir. Parapsikoloji laboratuarlarında yapılan konuyla ilgili bütün çalışmalar, atılan zara konsantre olmanın, istenilen /arın gelmesinde kesin etkili olduğunu göstermiştir.

Bu çalışmalar sırasında Duke Üniversitesi’nde gerçekleştirilen zar deneylerinde başarıyı olumlu yönde etkileyen çok

önemli bir püf noktası yakalanmıştır. Daha sonraları bu “kon­santrasyonun serbest bırakılması” olarak adlandırıldı. Söz ko­nusu ettiğimiz bu buluş telekinezi çalışmalarında büyük bir devrim yaratmıştır.

Yapılan zar deneylerinde süje eğer zarı attıktan sonra da konsantrasyonununu ve isteğini sürdürürse arzu ettiği zar bü­yük bir ihtimalle gelmiyordu. İstenen zarın gelmesi için önce yoğun bir istek ve konsantrasyon sağlanması, ancak zarlar el­den bırakıldığı anda isteğin kesilmesi gerekiyordu.

Konsantrasyonun serbest bırakılması kritik bir husustur… Böylece şuuraltı işi ele alır ve sonucu etkiler. Daha sonraları zar atına alanında sürdürülen tüm deneyler bu buluşu doğru­lamıştır. Gerçekten de çabanın sürmesi, isabetin düşmesine se­bep oluyordu.

                                                  NAZARIN DA TEMELİ TELEKİNEZİYE DAYANIR

Anadolu’da binlerce yıldır halk geleneklerinde yaşatılar inançlardan biri de nazar inancıdır… Çok çeşitli kültürleri bün­yesinde barındıran Anadolu, sadece coğrafi olarak doğu ile ba­tıyı birbirine bağlamakla kalmaz, aynı zamanda doğu ile batı kültürleri arasında da tarihin her döneminde bir köprü olma fonksiyonunu sürdürmüştür.

Nazar inancına sadece Anadolu’da değil, hemen hemen dünyanın her yerinde rastlanmaktadır.

Çok eski devirlerden beri; bu zararlı kuvvete karşı çeşitli şekillerde insanlar kendilerini korumaya çalışmışlardır. Naza­rın zararlı etkilerinden korunmanın ilk çaresi, “göze gözle”kar-şı koymak düşüncesi olmuştur. Nitekim en eski toplumlardan, günümüze kadar, rengi ve şekli gözü andıran bazı objelerin na­zarlık olarak kullanıldığını görüyoruz.

Eski Mısır’da “Osiris’in Gözü” ve “Horus’un Gözü” diye bilinen bazı ezoterik semboller aynı zamanda nazarlık olarak da kullanılmıştır. Bu şekilde sembollerin negatif tesirleri uzak­laştırdığına inanılırdı. Objelerin pozitif veya negatif bir ener­jiyle yüklü bulunabileceği görüşü de, “nazarlıkların” ortaya çı­kışını hazırlayan bir ikinci faktördür.

Nazarlık olarak kullanılan objenin içerdiği düşünülen kuv­vet, sadece onun biçimsel formundaki özelliğinden kaynaklan­mamaktadır. Aynı zamanda nazarlığın yapıldığı madde de he­saba katılmaktaydı. Hatta birinci derecede nazarlığın yapıldığı madde üzerinde durulurdu. Zira bu maddenin özünde gizli kuvvet taşıyan bir nitelik olması gerekmekteydi. Eski devirler­de böyle maddelerin yeryüzünde mevcut olduğunu, ezoterik kaynaklardan biliyoruz. Bu tür maddelerin; kozmik bir takım enerjileri çekip bünyesinde toplayabilirle özellikleri vardı. O devirlerdeki nazarlıkların hem şekillerinin; hem de yapıldığı maddenin önemi büyüktü. Bu iki faktörün bir arada bulunma­sına dikkat edilirdi.

Eski Mısır ve Babil’de bu nazarlıklara oldukça sık rastlan­mıştır. Anadolu’ya intikal eden nazarlıklardan el ve göz şeklin­deki olanlar, çok yaygın olarak kullanılmıştır. Tabi zaman için­de bu nazarlıklar da bir takım değişimlere uğramışlardır. Örne­ğin nazarlığın yapıldığı o ilk zamanlardaki madde belli bir süre sonra kaybolup gitmiştir.

Günümüzde, mağazalarda satılan el yada göz şeklindeki; altından, gümüşten, pirinçten, ağaçtan, fildişinden ve mavi camdan yapılmış nazarlıklar eski özelliklerinden epeyce şeyler kaybetmiş olsalarda, yine de varlıklarını sürdürmektedirler.

Hatta, çoğu yerde süs eşyası haline dönüşmüşlerdir. Zaten bir çok araştırıcılar; süs eşyası olarak takıları öteberinin baş­langıcını, sözünü ettiğimiz nazarlıklara bağlamakladırlar.

Modern insanın nazarlığı diyebileceğimiz uğurluklar; çe­şitli yerlerde hala taşınmaktadır: Bugün en son model arabala­rın ön ve arka pencerelerine asılan, bürolarda, evlerde, çalışma odalarında, lüks apartmanların kapılarına iliştirilen, radyodan-televizyona, çamaşır makinasından, buzdolabına kadar her çe­şit eşyanın şurasına burasına takılan yüzlerce çeşit nazarlık ve uğurluk da gösteriyor ki; çağımız insanı kendisini, bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevresini saran negatif güçlere karşı hala sa­vaşmak zorunda hissetmektedir. Her ne kadar kendisinin bu tür inançlarının olmadığını söylese de…

İnsanın sürekli olarak çevresine pozitif veya negatif enerji­ler yayınlamakta olduğundan söz etmiştik. Yani insan çevreye hem etki ediyordu, hem de çevreden etki alıyordu… İşte tam burada çok önemli bir mekanizma karşımıza çıkar: Bizden çı­kan enerjiler çevreye gidip orada kalmazlar. Tesirin çıktığı kaynağa geri dönme özelliği olduğu için, bizden çıkan tekrar­dan bize geri gelir. Böylelikle yaşamımız içinde negatif enerji yükü fazla enerjiler yaymışsak negatif enerji yükü daha fazla olan enerjilerde karşılaşmamız kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır.

Zira öyle bir kozmik yasa işlemektedir ki neşrolmuş olan her şey neşrolduğu kaynağa geri dönmektedir… Yani enerjiler ilk çıkmış olduğu kaynağa geri dönerler.

Bazı kimselerin bakışlarında bulunduğu kabul edilen ve insanlara, özellikle de çocuklara, evcil hayvanlara, çeşitli eşya­lara zarar verdiğine inanılan kuvvete, nazar ismi verilmiştir. Bu kuvvetin zararlı etkisinin kıskançlık ve ve benzeri olumsuz duygulardan kaynaklanabileceği gibi, hayranlık duygularından da gelebileceğine dair yaygın bir inanç Anadolu’da binlerce yıldır halkın inançlarında yer almıştır.

Nazar temelde, az önce açıklamaya çalıştığınız; tesirin nakledilme prensibiyle bağlantılı bir olgudur… Düşünce dedi­ğimiz şey, basit olarak bir takım fikirlerin peş peşe zihnimiz­den geçmesi anlamına gelmez. Her düşüncemiz yoğun olarak bir enerji yayımına sebebiyet verir. Ne yaparsak yapalım, biz­den çevremize yayılmakta olan bu enerji yayımı sürekli olarak

devam eder.

Hayatımız boyunca, sürekli olarak etrafımıza, çevremize kerndi düşüncelerimizin sonucu ortaya çıkan bir takım enerji­ler yollarız. Bizden yayılmakta olan bu enerjiler, bu tesirler çevremize sürekli olarak etkilerde bulunur. Buna karşılık biz de çevremizden sürekli etkiler alırız. Yani hem çevremize etki ederiz, hem de çevremizden etki alırız.

Bu karşılıklı enerji alışverişlerinin aslında hayatımızda çok önemli bir yeri vardır.

Örneğin: Hiç tanımadığımız bir kimse kapıdan içeri girdi­ğinde ona karşı duymuş olduğumuz sempati veya antipatinin ortaya çıkmasına bu enerji alış-verişleri sebebiyet vermekte­dir. Sempatinin ardından gelecek olan sevgi’nin oluşabilmesi, yeşerebilmesi yine bu enerjiler vasıtasıyla olmaktadır. Aslında; “Seviyorum” demek, farklı iki enerjinin birbirleriyle göstermiş olduğu uyum demektir.

Eğer bu enerjiler, birbirleriyle rezonansa giremiyorlar ve ortak titreşim alanları oluşturamıyorlarsa, o farklı iki insanın da birbirleriyle anlaşabilmesi mümkün değildir. Fiziken iste­dikleri kadar birbirlerini beğensinler, kısa bir süre sonra bu enerjiler birbirlerini itmeye başlayacaktır.

İşte sözünü etmeye çalıştığımız bu enerji alış verişyeriyle, nazarın gerçekte ne olduğunun açıklanması arasında büyük bir paralellik vardır.

Nazar dediğimiz şey: Negatif bir enerjiyle negetif bir tesir­le muhatap olmak, karşılaşmak demektir. Nazar inancının orta­ya çıkışının temelinde bu vardır. Yani negatif birenerji ile kar­şılaşmak.. Halk inançlarında kökeni unutulmuş olsa da Nazar inancının ilk ortaya çıkması, bu enerji alış-verişlerine dayanır.

Eski Ezoterik Öğretilerde ısrarla: “Düşüncelerinizden de sorumlusunuz… ” denmesinin sebeplerinden bir tanesi de işte budur.

                                                        PRATİK TELEKİNEZİ EGZERSİZLERİ

Telekinezi yeteneğinizin su üstüne çıkması için yapabile­ceğiniz bir dizi egzersiz vereceğiz. Bunları sabırla uygulayın. Neyin ne zaman ortaya çıkacağı hiç belli değildir. Tam ümidi­nizi kesip de masadan kalkarken bir anda telekinezinizin dev­reye girdiğine bile şahit olabilirsiniz…

1

Yanan bir mumu nefesinizden etkilenmeyecek bir uzaklık­ta masanızın üstüne koyun. Odanızda alevi etkileyebilecek ha­va akımının bulunmadığından emin olunuz. Kapı ve pencerele­ri kapatın. Mum alevi düz olarak yanmalıdır. Mumun karşısına geçin ve oturun…

Aleve konsantre olun… Kendinizi sıkmadan ve kesinlikle zorlamadan aleve bakışlarınızı yönlendirin. Düşüncelerinizi sadece alev üzerinde yapacağınız değişikliğe sabitleyin. Yo­ğunlaşın… Alevin sağa, sola ya da geriye doğru yatmaya başla­dığını düşünün. Bunu isleyin… Konsantrasyonunuzu mümkün olduğunca uzatın. Konsantrasyonunuz bozulursa tekrar kendi­nizi yaptığınız çalışmaya yönlendirin. Sadece isteğinize kon­santre olun. Gözlerinizi kırpabilirsiniz. Enerjinizi bu işe yön­lendirirken, gözünüzün önünde alevin eğildiğini imajine ede­rek canlandırabilirsiniz. Unutmayın ki konsantrasyon çaba de­ğildir… Konsantrasyon yoğunlaşmış dikkattir. Bu inceliklere çalışmanız sırasında önem veriniz. Her türlü çaba fiziksel ola­rak gerginlik yaratır. Ve her şeyden önemlisi enerjinizi serbest bırakmanızı engeller.

Düşünce enerjinizi alevin bükülmesi için konsantre ettik­ten bir süre sonra serbest bırakın… Çalışmanızın en önemli noktası işte bu andır… Sonra tekrar konsantrasyonunuza devam ediniz… Ve birkaç dakika sonra tekrar serbest bırakınız… İşte tam bu anlarda alevinizin büküldüğüne şahit olabilirsiniz…

Bir kaseye üçte ikisi dolacak şekilde su koyunuz. Suyun üstüne bir parmak kalınlığında, yüzeyi kaplayacak şekilde zey­tinyağı dökünüz. Bir dikiş iğnesi alarak her iki ucundan kibrit­lere hatırınız. Yavaşça iğnenizi zeytin yağının üzerine bırakı­nız. Böylelikle her iki ucu kibrite batırılmış iğneniz rahatlıkla zeytinyağının üzerinde yüzecektir.

Zeytin yağının üzerinde hareketsiz duran iğnenize kon­santre olun. İğnenizin yavaş yavaş hareket etmesini isteyin. Bunu zihninizde iyice canlandırın. Sonra düşüncelerinizi ve konsantrasyonunuzu serbest bırakın… Ve gelişmeleri hiç bir şey düşünmeden kayıtsızca gözleyin… Eğer hiç bir hareket ol­madıysa birkaç dakika sonra aynı şeyi tekrar deneyin…

Şimdi size “‘düşüncenin serbest bırakılması” ile ilgili Pa-rapsikolog Enid Hoffman’ın “Develop Your Psychic Skills” adlı eserinden kısa bir bölüm aktarmak istiyorum:

“Bir öğrencim başından geçen ilginiç bir deneyimini bana şöyle anlatmıştı: Bir kasenin içine su koymuş ve suyu kasenin içinde hare­ket ettirme egzersizleri yapıyormuş. Düşüncenin serbest bırakılması kısmına kadar alıştırmayı doğru olarak yapmıştı. Suya bakıyor ama herhangi bir hareket olmuyordu. Tam o sırada telefon çalmış. Pofla-yarak sandalyeden kalmış. Başarısızlık duygusu içinde telefona bak­mış. Telefon görüşmesi bittikten sonra, çalışmasına devam etmek üzere geri döndüğünde kasedeki suyun bir kısmı dışarıya sıçrayıp masaya yayılmış vaziyetteymiş. Burada olan nedir? Deneyci telefona cevap vermek için kalktığında, dikkati başka tarafa yönlenmiş ve su­yu hareket ettirme arzusunu serbest bırakmıştı.”

Sevgili okurlar, yukarıdaki yaşanan olaylara benzer para-psikoloji laboratuvarlarında yaşanmış çok sayıda olay rapor edilmiştir. Parapsikoloji literatürü incelendiğinde bu tür olaylarla sıklıkla karşılaşıldığı görülecektir.

Yukarıdaki örnekte deneyci önce enerjisine yön vermiş ve gelen telefonla bu kesintiye uğradığı anda sözü edilen “kon­santrasyonun serbestleşmesi” meydana gelmiş ve arzu edilen sonuç deneycinin, deney başından ayrılmasıyla birlikte yaşan­mıştır.

Parapsikoloji laboratuvarlannda çok sık yapılan zar atma deneylerini siz de bir grup arkadaşınızla birlikte ya da tek başı­nıza gerçekleştirebilirsiniz. Hem kolay hem de eğlenceli bir çalışmadır. Bu deney için 4 adet zara, tutturduğunuz puanları yazmak için kağıt ve bir de kaleme ihtiyacınız olacak.

Zarın atılacağı yüzeyin kaygan olmaması gerektiği için, bu çalışmayı üzerinde kahneana örtü bulunan bir masanın üzerin­de yapabilirsiniz…

Zarları atmaya başlamadan önce l’den 6′ya kadar, altı adet farklı rakkam belirleyin ve bir kağıda bunları not ediniz. Dört zarı da aynı elinize alın ve atmadan önce 15-20 saniye arzu ettiğniz rakkama konsantre olun ve o rakkamın gelmesini yoğun olarak isteyin… İstediğiniz rakkamın geldiğini düşünün. Onu gözünüzün önünde canlandırın. Yoğun konsantrasyonunu­zu zarları tam elinizden çıkardığınız an kesin ve kayıtsızca zar­ları izleyin. O anda kesinlikle istediğiniz rakkamı düşünmeyin. Zarların elinizden çıkış anından itibaren hiç bir şey düşünme­yin…

Bu işlemi altı kez tekrar ettikten sonra sonuçlan not kağı­dınızdan kontrol ediniz. Dört zar altı kez atıldığında olasılık hesaplarına göre, yirmidört’te dört isabet tesadüfle açıklanabi­lir. Yani psişik hiç bir güç kullanılmadan bu rakama ulaşılabi­lir. Şans faktörüyle açıklanamayan bu ve bunun üzerindeki isa­betli atışlar olacaktır. Dolayısıyla telikinetik gücünüzü göste­ren rakkam, en alt sınır 5 en üst sınır 24 olarak belirecektir.

Bu deney için yaklaşık 10 cm boyunda bir mukavva silin­dir hazırlayın. Silindirin üstü ve altı kapalı olmalıdır. Üst kapa­ğının tam ortasından ince bir iple asın. Silindir tam dik olarak karşınızda durması gerekir. Bunu sağlayabilmek için ve kendi kendine dönmemesi için duvarcı ustalarının yaptığı gibi, silin­dirin alt kısmına yine bir başka iple bir anahtar ya da ona ben­zer küçük bir ağırlık bağlayabilirsiniz.

Nefesinizin silindire gelmemesine özen göstererek yakla­şık 30 cm mesafeden silindire konsantre olarak, onu kendi çev­resinde döndürme çalışması yapınız. Silindirinizin kendi çev­resinde dönmekte olduğunu düşünün. Ellerinizi 15 cm kadar yaklaştırarak, ellerinizdeki manyetik enerjiden de yararlanabi­lirsiniz.

Aynı deneyin bir benzerini pusulayla da yapabilirsiniz. Özellikle Parapsikoloji laboratuvarlarında telekinezi çalışmala­rında çok olumlu sonuçlar veren ve sıkça kullanılan araçlardan biridir. Tavsiye ederiz…

Birden fazla kişinin telekinetik etkilerini bir araya getire­rek çalışmalar yapması, özellikle ilk başlayanlar için daha ko­lay olabilir. Hem de böyle bir grupla, müşterek aura oluşturabi-lirseniz, daha sonraları bazı cisimleri levite etme çalışmalarını gerçekleştirebilmeniz daha kolaylaşacaktır…

Küçük çanların bağlı olduğu bir ipi tavandan aşağı doğru asın. Hepiniz çanların etrafında bir daire oluşturacak şekilde oturun ve el ele tutuşarak toplu olarak hafif bir gevşemeye ge­çin. Gözlerinizi isterseniz kapatabilirsiniz. Ya da gözleriniz açık olarak ellerinizi 15 santimden yakın olmamak üzere çan­lara doğru da uzatabilirsiniz… Tüm dikkatinizi çanların hareket etmesine yönlendirin… Gruptaki herkes topluluktan çıkıp çanlara ulaşan bir enerji dalgasını imajine etsin. Yoğun ve aralıklı keskin konsantrasyonunuz bunu sağlayacaktır.

Unutmayınız ki, düşünce enerjinizin madde üzerinde etki yapabilmesi için temel unsurlar sağlam ve keskin bir irade, konsantrasyon ve şiddetli bir arzudur. Grup kendi arasında uyumlu kişilerden oluşuyorsa çalışmanızdaki başarı şansınız %50′in üzerindedir.

Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri – Ergün Candan

 

Facebookta paylaş

Belki bunlarda ilginizi çekebilir:

  1. Psikokinezi (PK) ve Telekinezi nedir? hakkında bilgi (Parapsikoloji terimleri)
  2. SEVGİ KİTABI – OSHO (ÖNSÖZ BÖLÜMÜ)